Birilerini kendimize benzetmeye çalışmasak, kendi doğrumuzu empoze etmeye çalışmasak nasıl olurdu?

Naif bir yerden kendi deneyimimizi aktarıp, bize iyi geleni paylaşıp sonra usulca kendi alanımıza çekilsek nasıl olurdu? Aynı zamanda bu deneyimleri duyup, dinleyip, kendimize yama gibi yapıştırmak yerine bize iyi hissettirenleri deneyimlesek nasıl olurdu?

Dışarıda oldurtmaya çalıştığımız her ne ise; kendi kendimize dayattıklarımızdan oluşuyor olabilir mi? Bu soruyu sorduktan sonra da dönüp bi içimize bakmasak, bıraksak gitse nasıl olurdu?

Enerji hayatın bir gerçeği. Enerji bedenin varlığına %100 inanıyorum. Lakin; kişilerin köklerini, çocukluk deneyimlerini, travma geçmişlerini bilmeden yapılan yorumların hem çok zarar verici olabileceğini düşünüyorum, hem de sahici bulmuyorum.

Enerji konusu dipsiz bir kuyu. Kuyunun derinliğini bilmiyorsan ve dalarsan çakılabilirsin ya da boğulabilirsin. Ve “biliyorum” diyorsan da çok yüksek ihtimal bilmiyorsun. .

Hem öğrenci olarak bu konuların içine fal baktırır gibi girmenin; hem de öğretmen olarak, insanlara asla bilemeyeceğimiz geleceklerini aydınlatma umudu vermenin yanıltıcı, acıtıcı, kaybolmaya neden olan bir tarafı olduğuna inanıyorum.

Kendi verdiğim yoga terapi eğitiminde de sinir ağlarını, meridyenleri, endokrin sistemi, çakraları üst üste koyarak, yan yana dizerek anlatıyorum. Ama hep şunu hatırlatıyorum; biri diğeri olmadan düşünülemez. Ve birinden birine körü körüne bağlanırsan; somutla soyut arasındaki güvenli alandan uzaklaşırsın.

Benim yolum senin yolundan daha iyi değil. Senin yolun da benim yolumdan daha iyi değil. Sen ve ben, farklı patikalardan aynı birliğe ya da hiçliğe doğru yürüyoruz sadece…. Biz birbirimize öğretiyoruz, birbirimizden öğreniyoruz. Olan bu. .

Olanın, oluş halinin sadeliğini usulca izleyelim mi? Çok da şey yapmadan?