Konumuz Aparigraha: Tutunmamak. Hiçbir duyguya, fikre, hale, davranışa, kimliğe, ilişkiye körü körüne yapışıp kalmamak. O olmazsa ben olmam, o olmazsa ben yaşayamam dediğimiz bütün kalıpları bir kenara bırakmak belki de…
Benim anladığım yerden, 5. Yama yani Aparigraha hikayesi:

Ne çok çiçek, bitki vardı annem ve babamla yaşadığım evimizde. Hiç sevmedim evde o kadar bitki olmasını.

Nedenini düşününce birkaç ihtimal içinden en etkili olduğunu düşündüğüm biri beliriyor zihnimde; tavşanım annemin ilaçlı bitkilerini yiyip ölmüştü. İlk acısını derinden hissettiğim ölümdü. Ne çok ağlamıştım. Önce annemi, sonra bitkilerini suçlamıştım.

Bir de anneannemin evinde, onun odasının kapısından kolidora doğru gizlice baktığım bir anın fotoğrafı var yine aklımda. Kefen olduğunu sonradan öğrendiğim, beyaz bir örtüye sarılı kocaman bir şey var yerde ve üzerinde de bir bıçak… ‘Anne o bıçak ne?’ diye seslenip; kendimi ele veriş anımı ve annemin beni tekrar içeri soktuğunu hatırlıyorum. Sonraları öğrendim; 3 yaşındaymışım, ninem kefene sarılıymış, bedeni şişmesin diye koymuşlar bıçağı.

Bir ölüm daha var aklımda. Bahçede oynadığım, arkadaş olduğum bir hindim vardı. Gözümün önünde oyunlardan sonraki bir güne ait bir kare var yine. Bir kan akıyor bahçede. Ah nasıl ağlamıştım yine. Babam eniştemin yanında duruyormuş sadece bu kurban töreninde ama benim için bu sefer de suçlu babamdı. Sen katilsin dediğimi hatırlıyorum. Yıllar sonra bunu babama hatırlattığımda çok üzüldü, o zaman da çok üzülmüştü. Ben de affettim.

Ölümden bahsedince, ne çok anım olduğunu fark ettim. Çok hayvanla birlikte büyüdüm ben. Malum, yaşadıkları gibi ölüyorlar da ve ölümleri acıtıyor.

Sanki en bilinçli olduğum, parçam kopmuş gibi hissettiğim, kabulünde en çok zorlandığım anneannemin gidişiydi. Hala durup durup rüyamda yaşadığını görünce şaşıyorum; hala kabul edemeyen bir parçam var demek. Ya da daha da ilginci; gün içinde bir anlık, belki saniyelik anneannemi arayayım diye aklımdan geçen düşünceyi yakalamak. Bir parçam var işte; ölümü kabul etmek istemeyen… Sanıyorum ki hepimiz gibi 🙂

Bitkiler demiştim en başta. Şimdi kendi yaşadığım ev bitkilerle dolu. Gitgide anneme benzedim. Konuşuyorum da bazen bitkilerle. Annemin çiçeklerine prensesim deyişini ve benim bana söylediğini sanıp efendim anne deyişimi anımsayıp gülümsüyorum.

Bir bitkim kuruduğunda, çürüdüğünde gözlerimin nasıl dolduğunu, nasıl içimin acıdığını fark ettim geçen gün.

Ard arda yüzeye çıkan duygularımı fark ettim; suçluluk, korku, özlem.

‘Bakamadın işte, senin yüzünden ölüyor.’ ‘Ya ölürse n’aparım ben?’ ‘Onu çok seviyordum. Yerine yenisini alsam da onun gibi olmayacak. Onun ayrı bir anısı vardı bende.’

Neyse, sonra fısıldıyorum kendi kendime ‘Hişşşt, hayat bu. O bitki nasıl ki yaşıyorsa, bir gün de ölecek. Tıpkı anneannen gibi.’